Foto Galeri
Yorum Hattı
Çok Okunanlar
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Chp Grup Toplantısı...(1)
Chp Grup Toplantısı...(1)
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, demokratik açılımın Atatürk'ün ölüm yıldönümü 10 Kasım'da TBMM'de ele alınmasını eleştirerek, "Kürt açılımının Atatürk'ün ölüm gününde getirilmiş olması, derin bir anlam mı taşıyor? Birisi bilerek bir şey mi ifade etmeye çalışıyor? Atatürk artık aramızdan ayrıldı, şim

03 Kasım 2009 17:06

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, demokratik açılımın Atatürk'ün ölüm yıldönümü 10 Kasım'da TBMM'de ele alınmasını eleştirerek, "Kürt açılımının Atatürk'ün ölüm gününde getirilmiş olması, derin bir anlam mı taşıyor? Birisi bilerek bir şey mi ifade etmeye çalışıyor? Atatürk artık aramızdan ayrıldı, şimdi biz bunları yapabiliriz mi demek isteniyor?" dedi.

Partisi'nin TBMM'deki grup toplantısında bir konuşma yapan Baykal, bugün 3 Kasım seçimlerinin 7. yıldönümü olduğunu hatırlattı. AK Parti'nin 7 yıldır iktidarda olduğunu söyleyen Baykal, Türkiye'de 7 yıl boyunca tek başına iktidar olmanın büyük bir fırsat olduğunu ifade etti. AK Parti iktidarının bu kolay ele geçmeyen şansı kullanamadığını savunan Baykal, AK Parti'nin tek başına iktidar olduğu 7 yıllık dönemde dünyanın da kalkınmaya geniş olanaklar tanıyan bir süreç geçirdiğini, tüm bu koşullara karşın

ülkede işsizliğin, yoksullaşmanın ve borçların arttığını, gelir dağılımın giderek çarpıklaştığını, ekonominin daraldığını ifade etti.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in 2010 yılında çeşitli ürünlere zam yapılacağı yönünde açıklamaları olduğunu hatırlatan Baykal, "Zam yağmuru geliyor'' dedi. "Türkiye'de bir zam yağmuru var, bir de açılım yağmuru var. Açılım yağmuru felakete dönüştü" diyen Baykal, Türkiye'nin şimdi de Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) açılımıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. GDO'yu tanımlayan Baykal, "GDO bizim gıdamızın, hayvanlarımızı beslerken kullandığımız yemlerimizin genetik yapısının Allah'ın verdiği,

doğanın oluşturduğu yapısının düzeninin değiştirilmesi suretiyle yeni bir ürün haline dönüştürülmesidir'' diye konuştu.

Türkiye'nin biyolojik güvenlik yasasına ihtiyacı olduğunu ve bunun uzun süredir tartışıldığını belirten Baykal, ancak buna ilişkin yasal düzenleme beklenirken ilgili bakanlığın bir yönetmelik ile GDO konusunun gündeme getirildiğini anlattı. Türkiye'de hormon konusunda güven veren bir tablo olmadığını savunan Baykal, tüketicinin yedikleri konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığını, bunun da ötesinde dış piyasada satılamayan ürünlerin iç piyasanın tüketimine sunulduğunu söyledi. GDO'lu ürünlere ilişkin

yönetmeliği eleştiren Baykal, yönetmelikte bu ürünlerin bebeklere verilmemesi gerektiğinin belirtildiğini kaydetti. Baykal, ''Bebeklere yasaksa büyüklere neden yasak değil? Bebeğe zararlı peki annenin karnındaki bebeğe zararlı değil mi? Kim bu ayrımı yapıyor, neye göre yapıyor. Bu 70 milyonunun sağlığını, sadece 70 milyonun değil gelecek kuşakların istikbalini tehlikeye atmaktır'' şeklinde konuştu.

Yönetmeliğe göre GDO'lu olup olmadığının ürünün üzerine yazılamayacağını da ifade eden Baykal, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Türkiye'nin şartları, Türkiye'nin ürünlerinin hastalıklara karşı dirençli olmasının gerekleri dikkate alınarak mı bu üretiliyor? Hastalıklara karşı ilacı da bünyesine koyarak mı bunu yapıyorsun? O koyduğun ilacın onu kullanan insana geçmesi riski, bunun sakıncası yok mu? Böyle işlerde zarar yıllarca sonra ortaya çıkar. Yıllarca sonra ortaya çıkabilecek zararlar hakkında hükmünüzü nasıl verdiniz? Yapılmış onlarca araştırma var, çok kaygı verici tespitlere yol açmış. Şimdi bunu sessizce kamuoyunda

tartışmak, kanunu bir kenara bırakarak, bir vur kaç operasyonuyla şimdi çıkarmanın hangi ihtiyaçtan kaynaklandığını anlamak mümkün değildir. Yani birden bire açılım maçılım derken böyle bir gıda tuzağını, insan sağlığına yönelik bir tehdidi, tehlikeyi, Türk tarımına yönelik bir tuzağı kendi elimizle yürürlüğe koyuyoruz. Bu yanlıştır, tartışılmamıştır. Derhal Hükümet bu GDO yönetmeliğini iptal etmelidir. Bu açılımda diğer açılımlar gibi tuzaklarla doludur, sakıncalıdır, milletin sağlığına yönelik bir

tuzaktır. Bunun derhal yürürlükten kaldırılması lazım. Eğer onlar yürürlükten kaldırmazsa biz CHP olarak, tüketici olarak her birimiz bu konudaki haklarımız kullanacağız ve bu yönetmeliğin iptali için gereken girişimleri mutlaka gerçekleştireceğiz.''



"ŞEHİT YAKINLARINA POLİS DAYAĞI YAKIŞMIYOR"

Konuşmasında demokratik açılıma değinen Baykal, 29 Ekim törenlerinde demokratik açılıma tepki göstermek isteyen şehit yakınlarına yapılan muameleyi eleştirdi. Baykal, "29 Ekim dolayısıyla Türkiye'de açılımlara yönelik tepki ortaya konuldu. Şehit aileleri yürüyüşler yaptılar. Vatandaşlarımız insanlarımız sokağa döküldüler. Tepkilerini yansıtmaya çalıştılar. Bu süreç içinde üzüntü verici görüntülere tanık olduk. Bir defa bu demokratik hakkını kullanan insanlara sergilenen tavır milletimizi rencide

etmiştir. Evladını şehit vermiş bir aile yaşanan gelişmelerden çileden çıkmış. Demokratik bir hak, evladını vermiş bu ülke için, şimdi çıkıp iktidarı uyaracak. Buna vatan haini gibi terörist gibi PKK'lı gibi muamele edilir mi? Denizli'de yürüyüş yapılacak, sivil kuruluşlar girmeyecek demişler. Cumhuriyeti kutlamak için oradaki sivil kuruluşlarda Cumhuriyet coşkusunu yaşamak istiyorlar. Hayır olmaz, sanki onlar en büyük tehlike. Yasakladık. Yahu olur mu öyle şey? Bu defa en ağır dayak coplamalar, elimdeki

gazeteleri gerçekten göstermek istemiyorum. Denizli'de yaşanan olay utanç vericidir. Şehit yakınlarına polis dayağı yakışmıyor Gazilerimize şehit yakınlarımıza hepimiz sadece şükran borçluyuz. Minnet borçluyuz. Onların duygularına davranışlarına değer vermek zorundayız. Onlar Türkiye hakkında herkesten daha öncelikli söz söyleme hakkı olan insanlar. Bu geride bıraktığımız hafta içinde ne yazık ki bu acı manzaraları yaşadık.mannenin karnındaki bebeğe za Şehitlerimizi gazilerimizi nasıl yok sayabileceğimizi,

bu konuda tam bir duyarsızlık içine girerek sergiledik. Bu da milletimizin gönül tellerini kopardı, çok acı bir tablo yaşandı" diye konuştu.



"AK PARTİ'NİN TÜRK BAYRAĞI ALERJİSİ VAR, PKK BAYRAĞINA YOK"

AK Parti'nin Türk bayrağına alerjisi olduğunu savunan Baykal, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Türk bayrağı konusunda bu iktidarın alerji içine girdiğini görüyoruz. Yani bir bayrak alerjisi var. Alerji derken belki haksızlık yapıyorum, PKK bayrağına alerji yok, Türk bayrağına alerji var. Türk bayrağı açıldığı zaman birileri çileden çıkıyor. TBMM'ye bayrak sokmayı yasak etmeye kalktılar. Buraya gelecek şehit anaları, o bayrak onun evladı. Kaybettiği evladı o. O duygular içinde taşıyor onu. Bunu yasakladık, Meclis'e bayrak giremez. Meydanlarda bayrak dolaştırmak tehlikeli. Bayrak taşıyan insanlara

cop ve saldırı mubah. Azerbaycan bayrağı yasak, Türk bayrağı yasak, ama PKK bayrağı o kadar yasak değil."

Konuşmasında 29 Ekim törenlerinde pastadan Atatürk resminin çıkmasını eleştiren Baykal, "Diğer bir rahatsız eden konu, şapkadan tavşan çıkarır gibi, Atatürk'ü pastadan çıkarmak. Yani Atatürk'ü bir tatlı sürpriz olarak orada toplanmış olan insanlara sunma arzusunun anlamsız bir tezahürü müdür? Atatürk konusunda ciddi ortamlarda gereken yerde gerektiği biçimde ortaya koyamamanın ezikliğini, pasta Atatürkçülüğü yaptık yasak bir iş midir? Anlamak mümkün değil. Ama maalesef o tablo, Atatürk'e de saygısızlık

olmuştur, Atatürk'ü yaşatan Türk milletine de saygısızlık olmuştur" diye konuştu.



DEMOKRATİK AÇILIM 10 KASIM'DA MECLİS'TE ELE ALINMASINA TEPKİ

Konuşmasında demokratik açılımın Atatürk'ün ölüm yıldönümü olan 10 Kasım'da gündeme gelmesini eleştiren Baykal, şunları söyledi:

"Şimdi yeni bir haber var. Kürt açılımı Meclis'e geliyor. Ne zaman geliyor? 10 Kasım'da geliyor. 29 Ekim'i veremedik, 10 Kasım'ı mı yapalım diyorlar. Yani düşünüyorum, Kürt açılımının Atatürk'ün ölüm gününde getirilmiş olması, derin bir anlam mı taşıyor? Birisi bilerek bir şey mi ifade etmeye çalışıyor? Atatürk artık aramızdan ayrıldı, şimdi biz bunları yapabiliriz mi demek isteniyor? Eğer öyleyse bunun tabii anlamını hep beraber tespit ediyoruz, eğer bu açılım TBMM'ye gelecek ise Türk bayrağının yarıya

indiği bir günde getirilmiş olmasının da çok özel bir anlamı vardır. Türk bayrağının yarıya indirildiği bir günde, Meclis'te biz bu açılımı konuşacağız" dedi.

İzleyici sıralarından 'Bozun bu oyunu' sözlerine Baykal, "Bozacağız hiç merak etmeyin" karşılığını verdi. Demokratik açılımın daha ilk adımda gerçek yüzünü ortaya çıktığını belirten Baykal, sözlerini şunları söyledi:

"Bu Kürt açılımı daha ilk adımında gerçek yüzüyle ortaya çıktı. Ne olduğu anlaşıldı. Nereye açılımı olduğu görüldü. Kürt açılımı sözünün yanlış olduğu bunun aslında PKK açılımı olduğu net bir şekilde ortaya çıktı. Dağı meşrulaştıracağız diye Türkiye'de hukukun nasıl katledildiğine tanık olduk. Ne yazık ki bu siyasi bir anlaşmayla, bir yanımannenin karnındaki bebeğe zanda iktidar, bir yanda dağın temsilcileri olmak üzere, anlaşmayla ortaya çıkan eylem planını uygulayacağız diye Türkiye'de hukukun ne hale

getirildiği, nasıl PKK'lı sanıkların ayağına hakimlerin taşındığı, 70 milyonun gözleri önünde gerçekleşmiştir. Şimdi bakalım bu yeni aşamasında ne olacak? Düşünün Salı günü açılım konuşulacak, ama açılımın ne olduğunu bilmiyoruz. Bu gizlilik hayrı alamet sayılabilir mi? Birden bire program yapıldı 10 Kasım. Bir telaş var. Hatırlıyorum Başbakan yıl sonuna kadar bekleyemeyiz diyordu, bir zaman sıkıntısı var. Tarihi bir zamanlama uygulaması söz konusu. Yani Başbakan birilerine bir şeyleri yaptık diye belli bir

tarihte söz mü verdi? Biz bunları yapacağız diye söz mü verdi? Onun telaşımıdır bu? Başbakan ABD'ye gitmeden Meclis'e bir şeyler sunulacak. Bunun mu telaşı içindeyiz? Başbakan diyordu ki 'Hazmettire hazmettire yapacağız' 'Şimdi o hazmettirme politikasının bir gereği olarak, bir adım ileri bir adım geri yarım adım geri tekrar iki adım ileri, anlaşılan bunu uygulayacaklar, milletçe de bunu izleyeceğiz."



"ERMENİ AÇILIMI DA GİZLİCE YAPILDI"

Ermenistan açılımının da gizlice yapıldığını söyleyen Baykal, "Ermeni açılımı da gizlice yapıldı, protokol imzalandı. Şimdi geldiğimiz noktada ortaya çıkıyor ki, bizim bekleyişimizi, Karabağ'da işgale son verilmesi konusunu Ermenistan'ın çözme niyeti yoktur. Tekrar tekrar Ermenistan Dışişleri Bakanı düşüncesini söylemişti. Ermenistan'ın bu konudaki anlayışı çok net bir şekilde kendisini göstermiştir. Ermenistan yetkilileri 'Önce tazminat sonra soykırım' diyor. Şimdi, Ermeni açılımı da bu. Hükümet

kendisini neyse ki milletimizin baskısı, bizim ısrarla takibimiz sonucunda, yukarı Karabağ'daki Ermeni işgaline son verilmeden biz sınırı açmayız diye taahhüt yaptı. 24 Nisan geliyor, şimdi Ermenistan yetkilileri ve biz Ermenistan işgaline son verirsek Karabağ'da, Ermenistan'da darbe olur demeye başladılar. Bu açılımın kime ne getirdiği belli değil. Ama bize ne kaybettireceği belli, Azerbaycan'ın gönül kırıklığı.Şimdi sınırı açın baskısına maruz kalacağız. Onu da hep beraber göreceğiz. Ne getirdi bu açılım

Türkiye'ye? Kürt açılımı ne getirdi? GDO açılımı ne getirdi?" diye konuştu.



İRTİCA İLE MÜCADELE BELGESİ

Konuşmasında İrtica ile Mücadele belgesine değinen Baykal, sözlerine şöyle sürdürdü:

"Yaz başlarında Haziran aylarında Türkiye birden bire Genelkurmay'ın içinde hazırlandığı iddia edilen bir belge ile karşı karşıya bırakıldı. Bir Ergenekon sanığının yazıhanesine bir belge bulundu diye ortaya çıktılar. Bu konudaki anlayışımız milim şaşmamıştır. Tekrar ifade ediyorum. Eğer o belge gerçekten doğru bir belgeyse, bunu hazırlayanlar mutlaka ortaya çıkarılmalı, imzası olan işbirliği olanı ortaya çıkarılmalı ve yargıda gereken işlem derhal yapılmalıdır. Biz TSK'da cuntalaşmayı çok ciddi sayarız.

Hukuk devletini temel almış bir parti olarak bu çalışmaları mazur görmemiz mümkün değildir. Eğer bu çalışmayı yapanlar emir kumanda zinciri içinde değil de sadece bir albayın ve kendi etrafındaki arkadaşlarının çalışması varsa elbette onların orada çalışmamannenin karnındaki bebeğe zasına göz yumanlarda en azından çıkıp bir özür dilemelidir. Ne oldu Haziran'daki o belge? Fotokopi ortaya çıktı, fotokopiyle bir şey yapmak mümkün değil dediler. Onun üzerine biz, peki hazırlıkları kim yapıyor, orduya karşı bu

kampanyayı kim planlıyor, onun da ortaya çıkarılması lazım dedik kimsenin sesi çıkmadı. Şimdi kısa bir süre önce yeni bir aşamaya geldiğimiz görüldü. İstanbul'daki savcılığa bir mektupla işte orijinal ıslak imzalı fotokopi olmayan belgenin aslı diye bir müracaat yapıldı ve orada ıslak imzalı olduğu tespit edilen bir belge sunuldu. Onun yanında bir ihbar mektubu sunuldu. Belgeyi sunan kişi, o belgenin etrafındakileri anlattı. Ayrıca bir ek belgeyi daha mektubun içine koydu gönderdi. Bu belge çıkınca olay,

eldeki bir belgenin incelenmesi ve hukuk dışı örgütlenmeleri araştırma konusu olmaktan çıkmış, bu belgeyi sunduğu iddia edilen kişinin, kapsamlı bir siyasi ithamnamesine dönüşmüştür. Şimdi geldiğimiz noktada Ekim ayında konu nitelik değişti. O aradığınız belge burada dediler. Sadece belge değil, şu suçları işlemiştir diye bir ithamname. Bu 4.5 ayda ne oldu? Aniden geldiği gibi gece yarısında bir yasa çıkarıldı. Ne zaman çıkıyor o belgenin bulunduğu tarihten daha sonra çıkıyor. Bu mektuba baktığımız zaman ne

görüyoruz. Bu iş Genelkurmay Başkanı'nın bilgisi dahilindedir, 1. Ordu Komutanı talimat vermiştir. Yani savcının yapması gerekeni karara bağlıyor. Olay birden bire albay örgütlenmesi olmaktan çıktı, Genelkurmay Başkanı düzeyine neyle geldi? Belgeyle mi geldi? Savcının incelemesiyle mi geldi? Hayır muhbir vatandaşın ithamıyla. Kardeşim sen bilgi sahibiysen, ver o belgeyi, mahkemede tanık ol. Bu yetmedi bu muhbir vatandaş dedi ki CHP de bu sürecin içindedir. Ben büyük bir anlayışla izliyorum olayı. Nereye

kadar CHP de bu işin içindedir denilene kadar."



"SİLAHLI KUVVETLER DE UYGUN GÖRÜYOR DENİLDİĞİ ZAMAN HERKES İŞİNİ YAPACAK, BUNU UYGUN GÖRMÜYORUZ DEMİŞ BİR SİYASİ PARTİYİZ"

"CHP silahlı kuvvetlere büyük saygı duyar. Ülkemizin güvenliğimizin bağımsızlığımızın güvencesidir. Bizim bütün tarihimiz bunun tanığıdır" diyen Baykal, şunları söyledi:

"12 Mart'a karşı çıkarak biz yeni bir siyasi oluşumu Bülent Ecevit etrafında gerçekleştirdik. 12 Eylül'de CHP olarak kapatıldık. Sürgünlere gönderildik. Arkadaşlarımız en büyük acıyı o dönemde yaşadılar. Ondan sonraki dönemlerde demokrasi mücadelemizi hep birlikte götürdük. Daha sonra silahlı kuvvetlerimizin takındığı tavırları sorgulamış bir siyasi partiyiz. Silahlı Kuvvetler de uygun görüyor denildiği zaman herkes işini yapacak, biz bunu uygun görmüyoruz demiş bir siyasi partiyiz. Çıkmış vatandaş bunu

söylüyor? Önce çık ortaya da seni görelim. Çık ortaya da bir hesaplaşalım seninle. İhbar mektubunu almış imza yok. Nerede şeffaflık nerede demokrasi, nerede insan hakları.Çık ortaya iddianı koy, mahkemede hesaplaşalım seninle, ispatla bakalım iddialarını. Bu arkadaş belgeyi 4,5 ay saklamış, daha sonra göndermiş. Biz o gecikmeyi, o mektubu veren kişiyle hükümetin işbirliğiyle kanun çıkarmış olmasını, birlikte çalışma olmasının işareti olarak düşünme anlayışı içindeyiz. Yoksa 4.5 ay bekletti. Bunda değilim

ben, ama bu tezgahamannenin karnındaki bebeğe zaın içinde kimler var? Kanunun çıkması tesadüf mü? Kanun çıktıktan sonra belgenin ortaya çıkması tesadüf mü? Bu büyük olayı Türkiye'nin önüne ne getirdi? Adli Tıp'ta 3 kişi, benzerlik ifade eden formülle, bu mümkün olabilir demiş. Kim demiş, İstanbul'daki Adli Kurum.Peki bu kişiler kim bunlar? Ne zaman gelmiş oraya? Kimisi 10 gün, kimisi 1 ay diyor. Pek bunlar grafolog mu? Doktor. Peki bu insanlar Adli Tıp'ta böyle durumlar karşısında, 3 kişi olarak toplanıp

karar mı alırlar? Yoksa tesadüflerin şekillendirdiği bir kadro mu yapar?Bunlara dikkat edilmiş mi? Edilmemiş. 3 kişi karar vermiş. Verilen hüküm, nihai hüküm bile değil. Şimdi Türkiye'de kıyamet kopuyor."

Öte yandan, Baykal'ın şehit ve gazilerle ilgili sözler üzerine grup toplantısını izlemeye gelen gaziler ayağa kalkarak Baykal'ı alkışladı. Baykal'ın Türk bayrağı ile ilgili sözlerinde ise salonda bir izleyici Türk bayrağı açtı. Haber Fx

YAZARLAR
Video Galeri
Anket
12 Eylül'de Referanduma Evet Diyecekmisiniz?
EVET
HAYIR
OY KULLANMAYACAM