Fethullah Gülen Telefon Konuşması, Ananas Şifre Mi? Son Dakika Haber

Fethullah Gülen'in basına sızdırılan konuşması gündeme bomba gibi düştü. Fethullah Gülen'in deşifre edilen telefon konuşmasında Bank Asya'dan Koç ve Sabancı grubuna dair çok sayıda konu yer alıyor.

Fethullah Gülen Telefon Konuşması, Ananas Şifre Mi? Son Dakika Haber

17 Aralık operasyonun ardından Cemaat ve Ak parti arasında ki gerilim tırmanırken gündeme bomba gibi düşen bir ses kaydı ortaya çıktı. Dün akşam basına servis edilen ses kaydında Fethullah Gülen'in konuşması yer alıyor. Fethullah Gülen'in basına sızdırılan konuşmasında son olaylar ve Bank Asya konuları yoğun olarak geçiyor. Soundcloud.com isimli siteden yayınlanan ses kaydında Fethullah Gülen'in konuşmasında Sabancı ve Koç ailelerinin isimleride yer alıyor. Fethullah Gülen'in basına sızan konuşmasında geçen Ananas kelimesinin ne anlama geldiği henüz bir netlik kazanmadı.

Bilinmeyen bir şahıs ile telefon görüşmesi yapan Fethullah Gülen'e Turgay Ciner hakkında bir köşe yazarının Cemaat hakkında bir yazı yazacağı bilgisi aldıklarını fakat Turgay Ciner'in bu yazıyı yayınlatmayacağını söylediğini aktarıyor bilinmeyen şahıs.


Cemaat geriliminde internete "sızdırılan" görüşmelere şimdi de Fethullah Gülen kayıtları eklendi. Görüşmelerde, Bank Asya'dan Cemaat aleyhinde yapılan haberlere kadar çok sayıda konu yer alıyor. Turgay Ciner'in de kendilerine "Bu gazetede aleyhinize hiç bir şey çıkamaz. Hepsi bunların hizmet müessesesi. Büyüğümüzün aleyhinde de ben burada bir şey çıkarmam" dediğini aktarıyor. Gülen de buna "Çok iyi, Allah razı olsun" diyerek karşılık veriyor.


Fethullah Gülen'in Türkiye'den bir dizi isimle yaptığı telefon görüşmeleri, soundcloud.com adlı sitede yayınlandı.

Kayıtlarda adı geçen isimlerden bir tanesi Mustafa Koç. Bu görüşmede Fethullah Gülen, Koç'a yapılan vergi denetimleri ile ilgili "Bir şey yapamazlar" diyor ve yapılan temaslara dair "büyük patron bilmemesi gerektiğini" söylüyor.

Bu görüşme dışında "Kasım 2013 FG Turgay Ciner Ve Ali Sabancıya Talimat, Ekim 2013 FG Mustafa Koç, Takip - Sponsor - TUSKON, Aralık 2013 FG Bank Asya Talimatı/ BDDK'da adamlarımız var, FG Thy Para Çekmesi" başlıkları ile diğer telefon görüşmeleri de internete yüklendi.

Bank Asya konusu
Telefon kayıtlarından “FG THY Para Çekmesi”nde, Cemaat’in bankası Bank Asya'dan THY’nin paralarını çekmesinden endişeleniliyor.

Arayan kişi, Zaman yazarı Hüseyin Gülerce’nin 24 Aralık 2013 tarihli yazısını da Gülen’e soruyor. Zaman yazarı Gülerce, söz konusu yazısında hükümete ateşkes için “3 şart” koşmuştu.

Telefonun ucundaki kişi Gülen’e “Hüseyin Gülerce’nin yazısından haberi olup olmadığını” soruyor. Gülen “Önemli değil, haberim yok.” diyor.

Bank Asya hakkındaki bir başka ses kyadında, Başbakan’ın Cemaat’in bankası Bank Asya’ya yönelik dair önlem alınması konuşuluyor.

“Aralık 2013 FG Bank Asya Talimatı/ BDDK'da adamlarımız var” başlığıyla sızdırılan konuşmada Osman adlı biri Başbakan Erdoğan için “Boşbakan” diyor. Konuşmada Fethullah Gülen’in “10 büyük işadamının 300 Milyon TL kadar mevduatı Bank Asya'ya getirmesi” önerisi anlatılıyor.

Ciner: Aleyhine yazı yazdırmam
İnternete yüklenen telefon görüşmelerinden biri de Habertürk gazetesi sahibi Turgay Ciner ile ilgili. "Kasım 2013 FG Turgay Ciner Ve Ali Sabancıya Talimat" başlığıyla, yüklenen görüşmede; Gülen'le konuşan kişi Turgay Ciner'e uğradıklarını, Cemaat aleyhine yazı yazacak bir yazar ile ilgili görüştüklerini söylüyor.

Turgay Ciner'in de kendilerine "Bu gazetede aleyhinize hiç bir şey çıkamaz. Hepsi bunların hizmet müessesesi. Büyüğümüzün aleyhinde de ben burada bir şey çıkarmam" dediğini aktarıyor. Gülen de buna "Çok iyi, Allah razı olsun" diyerek karşılık veriyor.

Gülen'in Ciner hakkında verdiği talimatlar
Fettullah Gülen’in Mustafa Koç, Ali Sabancı ve Turgay Ciner’le ilgili talimatları:
Görüşme Tarihi: 1 Kasım 2013

- Alo
- Aloo
- Tamam bir görüşeyim dedi ama uzun olmasın tamam mı
- Tamam

- Fettullah Gülen: Efendim.
- Hürmet ederim efendim inşallah daha iyi afiyettesinizdir

- Fettullah Gülen: İnşallah
- Bu Aziz Bey vardı efendim. O gelecek olan beyefendi.Pasaportunu elden almak için rica etti.Pazartesi günü verecekler

- Fettullah Gülen: Kimin dediniz?
- O Bursa’dan gelecek olan Aziz Bey. Osman Hoca söylemişti Hocam.

-Fettullah Gülen: Ha Tamam evet hatırladım evet tamam peki
- Ali Sabancı’yla beraberdin dün Hocam. Çok Selamları var. Sağlığınızı sıhhatinizi sordu. En çok da o arayıp sordu bu süreçte.Ceyda Hanım bir mektup verdi. O da o şekilde telefonla olmayabilir dedi.Turgay Ciner Bey’e uğradık bugün. Hasan beyle Bir koşe yazarının menfi yazı yazma durumu vardı. Onu öğrenmiştik. Kendisini aradık. Bizzat devreye girdi. Bu gazetede aleyhinize hiçbirşey çıkamaz dedi. Hepsi bunların ‘Hizmet Müessesesi’ dedi. Büyüğümüzün (Fettullah Gülen) aleyhine de ben burda bir şey çıkartmam dedi.Öyle güzel bir görüşme geçti efendim kendisiyle.

- Fettullah Gülen: Çok iyi. Allah Razı olsun
- Bu dostlarımıza Uganda’dan ananas falan gelmiş. İşte efendim onlara göndermiştim. Bugün teşekkür mektubu yazmış o Koç. Adamı da aradım. Yardımcısıyla görüştük. Bu iftar meselesini de orada tekrar görüşürken Mustafa (Koç) Bey’in Adnan BeyPolat’ın aramasından rahatsızlık duyduğunu ifade etti efendim. Ben Süleyman abiyle de paylaştım bunu, söyledim kendisine. herhangi bir şey olursa ben görüştüreyim, Federasyon Başkanı’nı da tanıştırdık zaten dedim. Siz arada kalacak olursanız bizim üstümüze atın en azından. Siz kötü olmayın Adnan Bey’le dedim. Böyle bir şey çıktı ortaya hocam.

- Fettullah Gülen: Meseleyi çözün bence. Yumuşakça inşallah.
- Birde efendim rafineri meselesini ben şeye götürmedim. Koç’a. Fatih Baltacı Bey o ortağı olan iki ayrı ülkedekilerle görüştü. İlgilenmiyorlar. Akın İpek Bey’e söyledim. O da ilgilenmiyor. Bu ayın 8’inde de müraacat etmek için son tarihi. Onlara bildirelim mi bunu Koç’a . Başka bir alternatif gelmedi aklımıza.

- Fettullah Gülen: Evet olabilir bence de. Gönüllerinize girmiş olursunuz.
- Başüstüne hocam.
- Hürmet Ederim. Allah’a afiyetler versin inşallah


FETHULLAH GÜLEN KİMDİR?


Fethullah Gülen, 27 Nisan 1941'de, Erzurum ili, Hasankale (Pasinler) ilçesi, Korucuk köyünde dünyaya geldi. 1946 yılında ilkokula başladı ancak babasının 1949 yılında Alvar Köyü'ne imam olması ve ailesinin oraya taşınması nedeniyle ilkokulu bırakmak zorunda kaldı ve daha sonra dışarıdan tamamladı. 10 yaşındayken Kur’an’ı hatmeden Fethullah Gülen, 14 yaşında ilk vaazını verdi.

1959 yılında Erzurum’dan Edirne’ye giden Fethullah Gülen, girdiği sınavları kazanarak 6 Ağustos 1959’da Üçşerefeli Camii imamlığına getirildi. Askerlik görevine 1961 yılında Ankara Mamak’ta başlayan Gülen, usta erlik dönemini geçirdiği İskenderun’da verdiği bir vaaz nedeniyle mahkemeye sevk edilerek aklandı ancak disiplin cezası alarak 10 gün askeri hapishanede yattı. Askerden sonra yaklaşık 1 sene Erzurum’da ailesinin yanında kalan, Komünizmle Mücadele Derneği'nin kuruluşunda bulunan ve Halk Evi'nin kadrosuna katılan Gülen daha sonra yeniden Edirne’ye döndü ve 4 Temmuz 1964 günü Dar'ül Hadis camiinde Kur'an Kursu öğretmeni ve fahri imam olarak göreve başladı.

1965’te Kırklareli merkez vaizliği, 1966’da İzmir merkez vaizliği görevlerinde bulunan Fethullah Gülen, İzmir Kestanepazarı Kur’an Kursunda hocalık yaptığı 1968 yılında, Diyanet görevlisi olarak ilk kez hacca gitti. 1972-74 yılları arasında Edremit merkez vaizliği, 1974-76 yılları arasında Manisa merkez vaizliği yapan Gülen, 12 Eylül 1980 ihtilaline kadar da Bornova merkez vaizliği görevini sürdürdü. 1977 yılında görevli olarak gittiği Almanya’nın çeşitli yerlerinde konuşmalar yaptı ve konferanslar verdi; ilk sayısı Şubat 1979’da çıkan Sızıntı Dergisi’nde yazdı.

Fethullah Gülen, ihtilalin ardından Çanakkale merkez vaizliğine tayin edilse de rahatsızlığı yüzünden göreve başlayamadı ardından da ağırlaşan şartlar nedeniyle vaizlikten istifa etti. 1985 yılında Anadolu’yu dolaşan Gülen, altı yıl aradan sonra ilk vaazını 1986 yılında Burdur Büyük Çamlıca Camii’nde verdi ve 1991 yılı Haziran ayına kadar da haftalık ve aylık vaazlarını sürdürdü. 1988 yılında da Yeni Ümit Dergisi’nde yazıları yayınlanmaya başladı. 1993 yılında annesi Refia Gülen’i kaybetti.

Fethullah Gülen’in, aralarında Bulgar Trud Gazetesi ve Varna Televizyonu, Hollanda Televizyonu, Time Dergisi, Rus ORT Televizyonu’nun olduğu yabancı; Aksiyon ve Aktüel Dergileri, ATV, NTV, Show Tv, TRT, Kanal D, STV Televizyonları, Zaman, Cumhuriyet, Milliyet, Radikal Gazeteleri’nin olduğu Türk basın-yayın kuruluşlarında röportajları yayınlanmıştır.

ALDIĞI ÖDÜLLER

1995 – Türk Ocakları Vakfı "Nihal Atsız Türk Dünyası Hizmet Ödülü"

1995 – Mehmetçik Vakfı “Teşekkür Beratı”

1996 – Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) “Hoşgörü Ödülü”

1997 - Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) “Türk Dünyasına Hizmet Ödülü”

1997 – Türk Eğitim-Sen “24 Kasım Eğitim Özel Ödülü”

1998 – “Türk 2000'ler Vakfı Ödülü”

1998 – “Hamdullah Suphi Tanrıöver Türk Ocakları Kültür Armağanı”

1998 – “İpekyolu Vakfı Ödülü”

2001 – Türkiye Yazarlar Birliği “Üstün Hizmet Ödülü”




FETHULLAH GÜLEN'DEN BEDDUA

Gülen Cemaati'nin lideri Fethullah Gülen'in çok konuşulan son açıklaması bir hayli büyük dikkat çekti. Sosyal medyada çok tepki çeken beddua üstüne beddua ettiği video ise merakla izleniyor. Fethullah Gülen'in son konuşmasına pek çok yerden değişik tepkiler geldi. Diyanet bedduaya cevaz vermezken, Ahmet Hakan bunun bir beddua olmadığını iddia etti. Her kafadan bir ses çıkarken, Fethullah Gülen'in beddua videosunu vermek de bizlere düştü.

Son günlerin en popüler konularından biri de, Fethullah Gülen'in son konuşmasında beddua üstüne beddua etmiş olması. Gülen Cemaati lideri Fethullah Gülen'in önceki güne damgasını vuran beddua dolu son konuşmasının ardında, yeni bir konuşma daha geldi. Fethullah Gülen son konuşmasında neden beddua ettiğini açıklarken, Başbakan Erdoğan'ı ima eden çok çarpıcı eleştirilere de imza attı.

Son dönemde Gülen Cemaati ile AK Parti Hükümeti arasında soğuk rüzgarlar eserken, Cemaat'in lideri Fethullah Gülen'den açıklama üstüne açıklama geliyor. Son konuşmasında beddualar eden ve kendisini de işin içine katarak kötü kötü dualar eden Gülen, yeni bir konuşma daha yaptı. Fethullah Gülen, yeni konuşmasında neden beddua ettiğini açıklarken, 'in' deyince neyin anlaşılması gerektiğine de açıklık getirdi.

''Müslümana “çete” diyen, “şebeke” diyen, “eşkıya” diyen ve onları inlere sığınmış goriller gibi, maymunlar gibi gören..'' diyen Gülen, ''Bunlarla hiçbir eğri düzeltilemez. iki metre genişliğindeki tahta kulübeleri “in” şeklinde görme, esasen “in”in neden ibaret olduğunu bilmemenin ifadesidir. Kimin “in”de olduğunu Allah görüyor.“İnlerdeki maymunlar, goriller, ayılar, sırtlanlar, yılanlar, çıyanlar gibi…” “İn” deyince onlar anlaşılır'' ifadelerini kullandı.

BİRBİRİNİN AYAĞINI KAYDIRANLAR MÜSLÜMANLIKTAN FERSAH FERSAH UZAKTIR

* Arkadan yeni bir nesil, topraktan başını dışarıya çıkaran rüşeymler gibi başını dışarıya çıkarır, başağa yürür. Bir müddet de o ceditlerle cedit bir dünya oluşur. İman, yeni gökten inmiş gibi duyulur. Herkes meseleyi Hazreti Ebu Bekir gibi, Hazreti Ömer gibi, Hazreti Osman gibi, Hazreti Ali gibi duyar. Aşere-i mübeşşere gibi duyar. Hak dostları gibi duyar. Sanki böyle gökten yeni inmiş şebnemler gibi ruh yapraklarına dökülmüş de tazeliğiyle onu duyuyor ve heyecana geliyor gibi hissederler ve din gerçek manada, İslamî ruh ve mana gerçek manada, mefkuremiz gerçek manada, ruh abidemizin ikamesi de gerçek manada ancak o cedid nesille gerçekleşir. Yoksa birbirinin ayağını kaydıran, istemediği insanlara çelme takan, nâsezâ nâbecâ sözlerle insanları karalayan insanlar, Müslümanlık deseler de ondan fersah fersah uzaktırlar. Din deseler de ondan fersah fersah uzaktırlar.

MÜSLÜMANA ÇETE DİYEN, ŞEBEKE DİYEN...

* Müslümana “çete” diyen, “şebeke” diyen, “eşkıya” diyen ve onları inlere sığınmış goriller gibi, maymunlar gibi gören.. bunlar partallaşmış düşüncelerin sözlere, düşüncelere, ifadelere aksedişinden başka bir şey değildir ve bunlarla hiçbir eğri düzeltilemez. İnsanlığın beklediği o hakikatler hiçbir zaman bunlar sayesinde kazanılamaz. Emekler durur insanlık ve sürekli beklediği ümitlerinin inkisarıyla bir kere daha asâ gibi bükülür iki büklüm olur. Bir kere daha inler, bir kere daha inkisar yaşar. Bir kere daha ateş böceklerini Sirüs yıldızı gibi alkışlamış olmanın aldanmışlığı içinde hicap duyar, başını önüne eğer, “Affet beni Allahım!” der.

İKİ METRE GENİŞLİĞİNDEKİ TAHTA KULÜBELERİNİ 'İN' ŞEKLİNDE GÖRMEK ESASEN 'İN'İN NEDEN OLDUĞUNU BİLMEMENİN İFADESİDİR

* Hakka-hakikate hizmet edenler, adanmışlar.. Ömürlerini bazıları itibarıyla cami pencerelerinde -iffetlerine toz kondurmamak için- geçiren insanlar.. O cami pencerelerini “in” şeklinde görme; iki metre genişliğindeki tahta kulübeleri “in” şeklinde görme, sırf halka el açmamak, dilenmemek, hak yememek için hayatlarını belli bir darlık içinde o darlığa mahkum ederek geçirmek isteyen insanların o darlıklarını “in” gibi görme, esasen “in”in neden ibaret olduğunu bilmemenin ifadesidir. Evet, böyle diyecekler ve sizi bu tür düşüncelerle mâşerî vicdanda belli şeylere mahkum etmek isteyecekler ama bunların hepsi seviyesizliğin ifadesidir.

'DENSİZ' TABİRİNİ KULLANMADIM

Betahsis “densiz” tabirini kullanmadım. Hakka gönül vermiş insanlar, Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın yolunda olanlar, bence aynı şeylerle de mukabele etmemeli. Hatta gözleriyle görseler bile.. Nitekim benim, velayetinden, hakka karşı gözünün açık olduğundan şüphem olmayan birisi, birisinin genel mefkuremize ve düşüncelerimize, gaye-yi hayalimize ve ideallerimize ters insanların arkasına takılıp -onlara takılmak suretiyle bir yere varacağını zanneden bir insan- onlar girdikleri yerde gorillere dönüşmüşlerdi, o da arkalarından girince, o da gorile dönüşmüş. Ama ben bunu kimseye söylemedim. Bunu kimseye söylemek bir insanı içine düştüğü o çamur içinde “Oh müstehak!..” demek gibi bir densizliktir. Mü’mine öyle bir densizlik yakışmaz.

KİMİN 'İN'DE OLDUĞUNU ALLAH GÖRÜYOR

* Kimin “in”de olduğunu Allah görüyor. Hazreti Ruh-u Seyyidu’l-Enâm da onu görüyor. Mele-i A’lânın sakinleri de şahittir. Fakat siz bu türlü şeyler karşısında, Kur’an’a gönül vermiş insanlar.. her kategoride.. bir mefkurede, bir gaye-i hayalde, bir Kur’anî mantıkîlikte, bir Din-i Mübîn-i İslama ait mâkûliyette bir araya gelmiş insanlar.. (Bunları kategorilere ayırdığınız zaman şöyle olabilir: Kardeş seviyesinde olabilir; çok rahatlıkla, Sahabenin birbirini kucakladığı gibi kucaklayabileceğiniz insanlar. “Canım, ırzım, her şeyim sana feda olsun!” diyecek kadar yakındır. Dost olur, meselenin makuliyetinde sizin yanınızda olur. Taraftar olur, “Yapılan bu şeyler milletimizin geleceği adına çok faydalı şeylerdir!” der. Muhib olur, “Bu insanları sevgi alanının dışında tutmamak lazım”. Beyne beyne olur, ârafta olur; sağa bakar, sola bakar, bir yönüyle mâkulü orada görür ve mâkule göre karar verir, “Bu isabetli bir iş!..” der; “Mabede gitmek gibi isabetli bir iş!” der, “Dünyanın yeniden bir hakikat üzerinde bir ba’s u ba’de’l-mevt yaşaması ancak bu sayede olacaktır!” der o âraftakiler. İşte böylesine gayr-i mütecânis fertlerden müteşekkil bir heyet…) Bunlar bir şey yapıyorlardır ve bunlar bu yaptıkları şeylerden dolayı ta’n u teşnîye maruz kalabilirler. “İnlerdeki maymunlar, goriller, ayılar, sırtlanlar, yılanlar, çıyanlar gibi…” “İn” deyince onlar anlaşılır. Bu türlü töhmetler, ittihamlar karşısında kalabilirler. Fakat böylesine seviyesizliğe böyle seviyesizce mukabelede bulunmamak lazım. “Allah bizi de sizi de affetsin!”, “Allah kalblerimizi ıslah eylesin!” demekle mukabelede bulunmak lazım.

BİR ŞEYE GÜVENEREK 'ALLAH EVLERİMİZE ATEŞ SALSIN' DEDİM

* Bir tavzihte daha bulunmak istiyorum. Siz şahitsiniz ben burada dedim ki: “Eğer birileri.. biz de dâhiliz buna ve bize nisbet edilen insanlar da.. -nisbetleri ne kadar doğru.. şu arz ettiğim kategori içinde olabilir- ve bunların binde birini ben tanımıyorum. Eğer onlar ve biz, bir yanlışlık yapıyorsak, Allah’ın ahkâmına göre, Cenâb-ı Hakk’ın murâd-ı Subhânîsine göre, adalet-i Kur’aniye’ye göre, modern hukukun adalet sistemine göre, bir yanlışlık yapıyorsak şayet, topluma hıyanet sayılacak bir yanlışlık yapıyorsak şayet, geleceğimizi karartma adına bir yanlışlık yapıyorsak şayet, Allah evlerimize ateş salsın, bizi yerin dibine batırsın!..” Bir şeye güvenerek böyle dedim. İnanıyorum ki, sizin içinizde, şu farklı kategorilere rağmen, şu gayr-i mütecânis toplumun değişik kategorilerdeki farklı renk, desen, şekil ve şivelerine rağmen, böyle bir şeye sukût etmiş insan yoktur inşaallah ve dolayısıyla da inşaallah Allah onların evlerine ateş salmaz. Sonra da dedim: “Hakka ve hakikate karşı saygısızlığı kim yapıyorsa, harâmîliği kim yapıyorsa, hırsızlığı kim yapıyorsa, milletimizin halâsı adına, arınması adına, aklanması adına, aklık peşinde koşanların aklanması adına, Allah onların evlerine ateş salsın.” Ama görüyorum ki sadece bu son kısmı bir yönüyle İnternette, “tweet”lerde, gazetelerde neşretmek suretiyle meseleyi çarpıtma hıyanetini irtikâb eden, kara ruhlu, kara düşünceli, kara vicdanlı, kara kalemli bir sürü kara-kapkara insan var. Meseleler böyle çarpıtılınca, bir kesime de meseleler öyle gidiyor; dolayısıyla toplumun değişik kesimleri birbirinden kopuyor ve uzaklaşıyor. Tavzihte bulunma lüzumunu hissettim; çünkü çirkin, densiz, seviyesiz bir iftira ve çarpıtmaydı.

HAZİRAN FIRTINASINDA KESME, BİÇME, MONTAJLAMA İLE BANTLARI PİYASAYA SÜRDÜLER

* Haziran fırtınasında dine-diyanete karşı gelenler, kesme, biçme, yapıştırma, montajlama şeklinde o türlü bantları öyle yaptı, piyasaya sürdü ve bir şeyi karartmaya çalıştılar. Fakat oyunları tutmadı. O adliye içinde hakkaniyete bağlı, adalete bağlı, kalbiyle, ruhuyla, latîfe-i rabbânisiyle dipdiri hâkimler de vardı. İnşaallah hepsi öyle olsun, inşaallah hepsi öyledir. Ve Cenâb-ı Hak onlara o mevzuda doğruyu, isabeti gösterdi ve doğru ve isabetli bir karar verdiler, sıyrılma imkânı oldu.

BURAYA 300 SAYFALIK İDDİANAME GELDİ

Buraya da geldi 300 sayfalık iddianame. “Bakarken, sağa bakman gerekirken sen sola bakmışsın, niye sola baktın?!. Efendim öne bakman lazım gelirken bazen dönüp arkaya da bakmışsın?!.” falan. Buradaki savcı, New Jersey’in başsavcısı, hezeyan sayılabilecek bu iddianamenin değişik paragrafları, maddeleri hakkında, meseleyi o kadar çok komik bulmuştu ki, hakkâniyetli davranmıştı. Falanın filanın bu mevzuda yardımı ile değil, hiç tanımadığımız, etmediğimiz bir insan, vicdanın sesini ve soluğunu dinleyerek burada, meseleleri yerinde değerlendirmiş ve ona göre bir rapor göndermiş, oradaki insaflı hâkimler de ona göre karar vermişti.

ALLAH'A HESAP VERİRİZ

* Hiç kimseye karşı medyûniyetimiz yok, hiç kimseden hakkımızın dışında da bir talepte bulunmadık. Ancak din-iman hizmeti adına, mefkûre donanımı adına, gâye-i hayâli ikâme etme adına, insanlığın kalbde, gönülde, ruhta, sırda, histe, hafîde, ahfâda bir ba’s u ba’de’l-mevt yaşaması adına verilen hizmeti dinamitlemeye karşı da, karşı çıkmak, bunu tasvip etmemek, ama centilmence, ama efendice, kimseyi kırmadan incitmeden.. bu da Hakkın hatırına bir vazifedir. Bunu yapmamak, Hakk’a karşı saygısızlık olur. Allah’a hesap veririz. Burada da dimdik durma bizim vazifemizdir. Misyonumuzun gereğidir.

* O misyonu temsil eden insanlar, -yine siz o kategoride mütalaa edilen insanlara havale edin- demek ki mesele çok sâlim; akl-ı selîm, kalb-i selîm, ruh-u selîm, vicdan-ı selîm olan insanlar bu meseleye “evet” diyorlar. Problemi olan insanlar “hayır bu olmasın” diyorlar. Akılda, kalbde, ruhta, histe, vicdanda problemi olanlar; yani selîm akla, selîm kalbe, selîm hisse, selîm vicdana sahip olmayanlar, bu mevzuda meseleye problem nazarıyla bakıyorlar. Bütün o çirkin planların, projelerin, komploların arkasında olan şey odur.

* Müstakîm harekete komplo deniyor, hıyanetin denâetin deşifre edilmesine komplo deniyor; hıyanet ve denâet müdafaa edilmeye çalışılıyor.

KİMSENİN HIYANETİNİ DEŞİFRE ETME NİYETİMİZ YOK

* Kimsenin hıyanet ve denâetini deşifre etme gibi bir vazifemiz yok. Fakat birileri onu yapmışsa, yapıyorsa şayet, ele almışsa, üzerine yürümüşse, o da bizi aşan bir mevzu. O mevzuda müdahale etme durumunda değiliz. Elli defa değiştirmeden sonra, operasyondan sonra, hâlâ birileri çıkıp böyle yapıyorsa, deriz ki: “Ne yapalım değiştirdiniz, aynı adamlar aynı şeyleri yapıyorlar. Değiştiriyorsunuz yine aynı şeyleri yapıyorlar. Ne yapalım!..”

İNSAFI OLMAYAN DİNİN YARISINI KAYBETMİŞTİR

* El-İnsaf. İnsaf dinin yarısıdır. İnsafı olmayan dinin yarısını kaybetmiştir. Burada er-geç hüsran yaşar, orada da ilahî hizlâna maruz kalır. Allah sizi bizi ve bütün mü’min kardeşlerimizi öyle bir hüsran, öyle bir hizlândan muhafaza buyursun.

DEŞİFRE EDİLMİŞSE VE ÖNLEMEK ELİMİZDEN GELMİYORSA...

* Başka türlü konuşamayız zaten. Şahısları söz konusu edemeyiz. Şahsî ayıpları setretmeyi vazife biliriz. Ve onunla Cenâb-ı Hakk’ın bize lütufta bulunacağına inanırız. Onu dinimiz adına bir sorumluluk biliyoruz, dinimiz adına önemli bir vazife biliyoruz. Ama birileri tarafından bazı şeyler deşifre edilmişse ve onu önleme bizim elimizden gelmiyorsa şayet, o mevzuda isnâdât karşısında herhalde tavzih adına, tashih adına bir şey söylemek.. kendini dine, imana, hizmete vakfetmiş bu insanların itibarı adına, onların karalanmaması adına onu da bir vecibe biliyoruz.

* Bunca insan senelerden beri -altmış seneden beri neredeyse Hazreti Pir’in ve onun talebelerinin hayatıyla irtibatlandırılacak olursa şayet- kulübe gibi, “in” gibi yerlerde yaşıyor, hakkı, hakikatı neşrediyorlardı ve dünyevî bir beklentileri de yoktu. İsteselerdi onlar da bir şey olurlardı. İçlerinde olacak insanlar da vardı, belki isteselerdi olurlardı. Fakat öyle değil. Esasen gaye-i hayalimize, o yüksek mefkuremize, millet ruhunun yeniden canlandırılmasına, tarihî misyonunu milletimizin ifade etmesi adına, devletler muvazenesinde belli bir dönemde muvazene unsuru olmasını yeniden elde etmesine matuf gayretler adına akla hayale gelmedik çileler çekilmiş, ızdırablara maruz kalınmış. Bizim çektiğimiz onların çektiğinin yanında onda bir kalır, onda bir bile olmaz.

ASKERDE DE ALLAH DEDİĞİNİZ İÇİN İÇERİ ATILIYORSUNUZ

* Altmış senesinden bu yana, bugün şunu bunu tenkit eden insanlar, ekmeğe “pepe” dedikleri dönemde polisler tarafından tazyik ediliyor, ölümle tehdit ediliyor, bazen birisi imdata yetişmezse şayet bir suikaste maruz bırakılıyorduk…. Askerlik öncesi… Askerde de içeri atılıyorsunuz, sadece Allah, Peygamber dediğinizden dolayı. Ondan sonraki hizmet hayatında, vazife hayatında başımıza gelen şeyleri sizler biliyorsunuz. Onda birine maruz kalan insanlar, onu destanlaştırdılar, onu bir kahramanlık saydılar. Biz bütün hayatımız boyunca hep aynı şeyleri yaşadık.

KİMSENİN ONU KÜNDEYE GETİRME GİBİ BİR DÜŞÜNCESİ YOK

* Kimsenin bir müslümana karşı -hafizanallah- çelmeye getirme, onu elenseye alma, onu kündeye getirme gibi bir düşüncesi yok. Allah herkesi istediği şeyde payidar eylesin. Daha ilerisine, daha ilerisine, daha ilerisine… Türkiye ’de zirveyi tutmanın dışında, isterse Avrupa’da da zirveyi tutsunlar, Asya’da da zirveyi tutsunlar, Afrika’da da zirveyi tutsunlar; liyakatleri varsa ve mâşerî vicdanın kabulüne mazhar iseler olsunlar, öyle dua edelim. Allah payelerini artırsın, arş-ı kemalata yükseltsin onları.

ÖMRÜM SÜRGÜNDE GEÇİYOR

* Fakat bizim öyle bir derdimiz hiç olmadı, hiç olmaz. O türlü şeyleri söylemeden hicap duyuyorum. Bir insanın dünyaya en çok meyledeceği zaman, gençlik zamanıdır. Yirmi yirmibeş yaşındayken o türlü şeyler ayağımın ucuna kadar geldiği halde ittim, bugünleri de görmeden ittim. Allah’a hamd ederim dünyaya karşı hiçbir talebim olmadı. Bir tane dikili taşım olsun, onu bile taleb etmedim. Onun için ömrüm cami penceresinde, tahta kulübede, şimdi de sürgünde geçiyor. Kirasını vererek bir vakfın mekanının bir odasını kullanıyorum burada. Mâşerî vicdan da bunu böyle bilsin. Su-i zan edenler su-i zanlarından vazgeçsinler. Ben hakkımı helal ederim yerden göğe kadar. Fakat Allah hukukuna taalluk eden meselelerde ahirette paçalarını kurtaramazlar, yakalarını kurtaramazlar.

ARINMANIN YOLU KURSAKLARDAKİ O ŞEYLERİ ATMAK YOLUYLA OLUR

* Ben kirli demiyorum, mâşerî vicdanın kirli diye kabul ettiği bazı durumlar olmuşsa, onlardan arınmanın yolu, kursaklardaki, kolonlardaki o şeyleri atmak suretiyle aklanmaktır. Aklanmak suretiyle itibarımızı bir kere daha yenilemektir. Millet ruhunda vahdeti temin etmek, vifak ve ittifak yollarını araştırmaktır. Vifak ve ittifak yollarına müteveccih her hamle, Allah’ın izni ve inayetiyle tevfik-i ilâhinin en önemli vesilesidir.

'İN'DEKİ GORİL, MAYMUN GİBİ BAKARSANIZ...

* “Girmeden tefrika bir millete düşman giremez / Toplu çarptıkça yürekler, onu top sindiremez.” Yüreklerin toplu çarpmasını sağlamak lazım. Birine çete, birine eşkıya, birine “in”deki goril, maymun gibi bakarsanız, gönüller bu ölçüde yıkılırsa, bunlar bir yönüyle mantık ve maslahatın gereği iltizamlarını devam ettirseler bile kalben sizi duadan dûr ederler. Ama biz etmeyeceğiz, duadan dûr etmeyeceğiz. Allah topyekun milletimizi payidar eylesin. Payesini ta arşa çıkarsın. Efradı beyninde adaletin teessüsüne onları muvaffak kılsın. “Milletin efradı beyninde olmazsa adalet / Çakılır zemine arşa çıkan paye-i devlet.” Ona meydan vermemek için milletin efrâdı beyninde adaletin tesisine bakmak lazım.


Hocaefendi olarak nitelendirilen Fethullah Gülen, son konuşmasında şok sözler söyledi. Beddua üstüne beddua eden kanaat önderi Fethullah Gülen'in bu şok sözleri büyük bir şaşkınlık yarattı. Dinen pek caiz olmayan beddua etmek, Gülen'in açıklamasına göre onun da ilk kez yaptığı bir şeydi. İşte Fethullah Gülen'in son beddualı konuşmasının videosu haberimizde.

Son gerçekleştirilen 17 Aralık operayonu hakkında şahsına gelen eleştirilere yanıt veren Gülen Cemaati önderi Fethullah Gülen, son konuşmasında büyük beddualar etti. Kendilerini de bedduanın içine katarak konuşan Gülen, eğer iddialar doğruysa evimiz başımıza yıkılsın dedi. Bu tür bedduaları ilk kez yaptığını da dile getiren Gülen, elini havaya kaldıra kaldıra büyük laflar etti, görenleri şaşkına çevirdi. İşte Fethullah Gülen'in o son konuşmasının beddualı videosu haberimizde.

Yürütülen operasyonla ilgili kendilerine yöneltilen eleştirilere cevap veren Fethullah Gülen, 'İlk kez bunları söylüyorum' diyerek başladığı konuşmasında öyle bir beddua etti ki...

Yapılan son operasyonlarla ilgili açıklamada bulunan Fethullah Gülen, cemaate yöneltilen idialara çok sert cevap verdi.

Yürütülen soruşturma ve operasyon sırasında bazı savcı ve polislerin yetkilerini suistimal ettiğine dair iddialar medyada yer almış ve bu operasyonun arkasında cemaatin olduğu ileri sürülmüştü.


Fethullah Gülen dün akşam yaptığı açıklamada cemaate yönelik bu iddialara cevap verdi.

İLK KEZ BUNLARI SÖYLEDİ

"Burada bir şey demek aklıma geliyor. Şimdiye kadar hiç dememiştim" diyerek konuşmasını sürdüren Gülen, kendilerini de işin içine katarak beddua etti.


Gülen, Herkul.org sitesinde yayınlanan sohbetinde şunları söyledi:

"Eğer bu mevzuda bir kısım arkadaşlar kendilerine verilen imkanlarla.. onlar nisbet yapıyorlar, falan filan diyorlar, f diyebilirler, g diyebilirler, ç diyebilirler, d diyebilirler, diyorlar. Bulaştı bulaşmadı mülahazasıyla, belki cinayet sayılabilecek bir kısım icraatta bulunuyorlar. Şöyle demek geliyor yani içimden.. Demeden kendimi alamayacağım. Hiçbir zaman da demek istemediğim bir şeyi demek geliyor içimden.

Yoksa Doktor İkbal gibi, Hazreti Pir-i Muğan gibi, tel’ine, bedduaya “amin” dememek, onları etmemek genel şiarımızdır. Fakat eğer hakikaten bu olumsuz şeylerin üzerine giden arkadaşlar.. Kimse onlar tanımıyorum, binde birini bile tanımıyorum.. Bu işin üzerine 'Hukukun ve aynı zamanda sistemin, dinin ve aynı zamanda demokrasinin gerektirdiği şeyler bunlardır.' deyip arınma adına, yıkanma adına, temizlenme adına, kirlerin öbür tarafa kalmasına meydan vermemek adına bir şey yaparken dinin ruhuna aykırı bir şey yapmışlara, bize de nisbet ediyorlar, dolayısıyla ben bizi de onların içinde görerek diyorum, dinin ruhuna aykırı bir şey yapmışlarsa, yaptıkları şey Kur’an’ın temel disiplinlerine aykırıysa, Sünnet-i Sahiha’ya aykırıysa, İslam’ın hukukuna aykırıysa, modern hukuka aykırıysa, günümüz demokratik telakkilere aykırıysa, Allah bizi de onları da yerlerin dibine batırsın, evlerine ateş salsın, yuvalarını başlarına yıksın.

Ama öyle değilse, hırsızı görmeden hırsızı yakalayanın üzerine gidenler, cinayeti görmeyip de masum insanlara cürüm atmak suretiyle onları karalamaya çalışanlar, Allah onların evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın, birliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın, önlerini kessin, bir şey olmaya imkan vermesin."

Gülen'in, soruşturma ve operasyon sırasında din, sünnet, Kur'an ve hukuka aykırı davrananlar varsa, bunlara çok ağır sözlerle beddua etmesi dikkat çekti. Gülen'in cemaatin ismini de olaya karıştırılmasından yola çıkarak, aynı bedduaya kendini ve cemaati de dahil etmesi 'Fethullah Gülen gemileri yaktı' şeklinde yorumlandı..

profil
Bu Habere Toplamda 0 Yorum Yapıldı
Fethullah Gülen Telefon Konuşması, Ananas Şifre Mi? Son Dakika Haber

Fethullah Gülen Telefon Konuşması, Ananas Şifre mi? Son Dakika Haber

Fethullah Gülen'in basına sızdırılan konuşması gündeme bomba gibi düştü. Fethullah Gülen'in deşifre edilen telefon konuşmasında Bank Asya'dan Koç ve Sabancı grubuna dair çok sayıda konu yer alıyor.

17 Aralık operasyonun ardından Cemaat ve Ak parti arasında ki gerilim tırmanırken gündeme bomba gibi düşen bir ses kaydı ortaya çıktı. Dün akşam basına servis edilen ses kaydında Fethullah Gülen'in konuşması yer alıyor. Fethullah Gülen'in basına sızdırılan konuşmasında son olaylar ve Bank Asya konuları yoğun olarak geçiyor. Soundcloud.com isimli siteden yayınlanan ses kaydında Fethullah Gülen'in konuşmasında Sabancı ve Koç ailelerinin isimleride yer alıyor. Fethullah Gülen'in basına sızan konuşmasında geçen Ananas kelimesinin ne anlama geldiği henüz bir netlik kazanmadı.

Bilinmeyen bir şahıs ile telefon görüşmesi yapan Fethullah Gülen'e Turgay Ciner hakkında bir köşe yazarının Cemaat hakkında bir yazı yazacağı bilgisi aldıklarını fakat Turgay Ciner'in bu yazıyı yayınlatmayacağını söylediğini aktarıyor bilinmeyen şahıs.


Cemaat geriliminde internete "sızdırılan" görüşmelere şimdi de Fethullah Gülen kayıtları eklendi. Görüşmelerde, Bank Asya'dan Cemaat aleyhinde yapılan haberlere kadar çok sayıda konu yer alıyor. Turgay Ciner'in de kendilerine "Bu gazetede aleyhinize hiç bir şey çıkamaz. Hepsi bunların hizmet müessesesi. Büyüğümüzün aleyhinde de ben burada bir şey çıkarmam" dediğini aktarıyor. Gülen de buna "Çok iyi, Allah razı olsun" diyerek karşılık veriyor.


Fethullah Gülen'in Türkiye'den bir dizi isimle yaptığı telefon görüşmeleri, soundcloud.com adlı sitede yayınlandı.

Kayıtlarda adı geçen isimlerden bir tanesi Mustafa Koç. Bu görüşmede Fethullah Gülen, Koç'a yapılan vergi denetimleri ile ilgili "Bir şey yapamazlar" diyor ve yapılan temaslara dair "büyük patron bilmemesi gerektiğini" söylüyor.

Bu görüşme dışında "Kasım 2013 FG Turgay Ciner Ve Ali Sabancıya Talimat, Ekim 2013 FG Mustafa Koç, Takip - Sponsor - TUSKON, Aralık 2013 FG Bank Asya Talimatı/ BDDK'da adamlarımız var, FG Thy Para Çekmesi" başlıkları ile diğer telefon görüşmeleri de internete yüklendi.

Bank Asya konusu
Telefon kayıtlarından “FG THY Para Çekmesi”nde, Cemaat’in bankası Bank Asya'dan THY’nin paralarını çekmesinden endişeleniliyor.

Arayan kişi, Zaman yazarı Hüseyin Gülerce’nin 24 Aralık 2013 tarihli yazısını da Gülen’e soruyor. Zaman yazarı Gülerce, söz konusu yazısında hükümete ateşkes için “3 şart” koşmuştu.

Telefonun ucundaki kişi Gülen’e “Hüseyin Gülerce’nin yazısından haberi olup olmadığını” soruyor. Gülen “Önemli değil, haberim yok.” diyor.

Bank Asya hakkındaki bir başka ses kyadında, Başbakan’ın Cemaat’in bankası Bank Asya’ya yönelik dair önlem alınması konuşuluyor.

“Aralık 2013 FG Bank Asya Talimatı/ BDDK'da adamlarımız var” başlığıyla sızdırılan konuşmada Osman adlı biri Başbakan Erdoğan için “Boşbakan” diyor. Konuşmada Fethullah Gülen’in “10 büyük işadamının 300 Milyon TL kadar mevduatı Bank Asya'ya getirmesi” önerisi anlatılıyor.

Ciner: Aleyhine yazı yazdırmam
İnternete yüklenen telefon görüşmelerinden biri de Habertürk gazetesi sahibi Turgay Ciner ile ilgili. "Kasım 2013 FG Turgay Ciner Ve Ali Sabancıya Talimat" başlığıyla, yüklenen görüşmede; Gülen'le konuşan kişi Turgay Ciner'e uğradıklarını, Cemaat aleyhine yazı yazacak bir yazar ile ilgili görüştüklerini söylüyor.

Turgay Ciner'in de kendilerine "Bu gazetede aleyhinize hiç bir şey çıkamaz. Hepsi bunların hizmet müessesesi. Büyüğümüzün aleyhinde de ben burada bir şey çıkarmam" dediğini aktarıyor. Gülen de buna "Çok iyi, Allah razı olsun" diyerek karşılık veriyor.

Gülen'in Ciner hakkında verdiği talimatlar
Fettullah Gülen’in Mustafa Koç, Ali Sabancı ve Turgay Ciner’le ilgili talimatları:
Görüşme Tarihi: 1 Kasım 2013

- Alo
- Aloo
- Tamam bir görüşeyim dedi ama uzun olmasın tamam mı
- Tamam

- Fettullah Gülen: Efendim.
- Hürmet ederim efendim inşallah daha iyi afiyettesinizdir

- Fettullah Gülen: İnşallah
- Bu Aziz Bey vardı efendim. O gelecek olan beyefendi.Pasaportunu elden almak için rica etti.Pazartesi günü verecekler

- Fettullah Gülen: Kimin dediniz?
- O Bursa’dan gelecek olan Aziz Bey. Osman Hoca söylemişti Hocam.

-Fettullah Gülen: Ha Tamam evet hatırladım evet tamam peki
- Ali Sabancı’yla beraberdin dün Hocam. Çok Selamları var. Sağlığınızı sıhhatinizi sordu. En çok da o arayıp sordu bu süreçte.Ceyda Hanım bir mektup verdi. O da o şekilde telefonla olmayabilir dedi.Turgay Ciner Bey’e uğradık bugün. Hasan beyle Bir koşe yazarının menfi yazı yazma durumu vardı. Onu öğrenmiştik. Kendisini aradık. Bizzat devreye girdi. Bu gazetede aleyhinize hiçbirşey çıkamaz dedi. Hepsi bunların ‘Hizmet Müessesesi’ dedi. Büyüğümüzün (Fettullah Gülen) aleyhine de ben burda bir şey çıkartmam dedi.Öyle güzel bir görüşme geçti efendim kendisiyle.

- Fettullah Gülen: Çok iyi. Allah Razı olsun
- Bu dostlarımıza Uganda’dan ananas falan gelmiş. İşte efendim onlara göndermiştim. Bugün teşekkür mektubu yazmış o Koç. Adamı da aradım. Yardımcısıyla görüştük. Bu iftar meselesini de orada tekrar görüşürken Mustafa (Koç) Bey’in Adnan BeyPolat’ın aramasından rahatsızlık duyduğunu ifade etti efendim. Ben Süleyman abiyle de paylaştım bunu, söyledim kendisine. herhangi bir şey olursa ben görüştüreyim, Federasyon Başkanı’nı da tanıştırdık zaten dedim. Siz arada kalacak olursanız bizim üstümüze atın en azından. Siz kötü olmayın Adnan Bey’le dedim. Böyle bir şey çıktı ortaya hocam.

- Fettullah Gülen: Meseleyi çözün bence. Yumuşakça inşallah.
- Birde efendim rafineri meselesini ben şeye götürmedim. Koç’a. Fatih Baltacı Bey o ortağı olan iki ayrı ülkedekilerle görüştü. İlgilenmiyorlar. Akın İpek Bey’e söyledim. O da ilgilenmiyor. Bu ayın 8’inde de müraacat etmek için son tarihi. Onlara bildirelim mi bunu Koç’a . Başka bir alternatif gelmedi aklımıza.

- Fettullah Gülen: Evet olabilir bence de. Gönüllerinize girmiş olursunuz.
- Başüstüne hocam.
- Hürmet Ederim. Allah’a afiyetler versin inşallah


FETHULLAH GÜLEN KİMDİR?


Fethullah Gülen, 27 Nisan 1941'de, Erzurum ili, Hasankale (Pasinler) ilçesi, Korucuk köyünde dünyaya geldi. 1946 yılında ilkokula başladı ancak babasının 1949 yılında Alvar Köyü'ne imam olması ve ailesinin oraya taşınması nedeniyle ilkokulu bırakmak zorunda kaldı ve daha sonra dışarıdan tamamladı. 10 yaşındayken Kur’an’ı hatmeden Fethullah Gülen, 14 yaşında ilk vaazını verdi.

1959 yılında Erzurum’dan Edirne’ye giden Fethullah Gülen, girdiği sınavları kazanarak 6 Ağustos 1959’da Üçşerefeli Camii imamlığına getirildi. Askerlik görevine 1961 yılında Ankara Mamak’ta başlayan Gülen, usta erlik dönemini geçirdiği İskenderun’da verdiği bir vaaz nedeniyle mahkemeye sevk edilerek aklandı ancak disiplin cezası alarak 10 gün askeri hapishanede yattı. Askerden sonra yaklaşık 1 sene Erzurum’da ailesinin yanında kalan, Komünizmle Mücadele Derneği'nin kuruluşunda bulunan ve Halk Evi'nin kadrosuna katılan Gülen daha sonra yeniden Edirne’ye döndü ve 4 Temmuz 1964 günü Dar'ül Hadis camiinde Kur'an Kursu öğretmeni ve fahri imam olarak göreve başladı.

1965’te Kırklareli merkez vaizliği, 1966’da İzmir merkez vaizliği görevlerinde bulunan Fethullah Gülen, İzmir Kestanepazarı Kur’an Kursunda hocalık yaptığı 1968 yılında, Diyanet görevlisi olarak ilk kez hacca gitti. 1972-74 yılları arasında Edremit merkez vaizliği, 1974-76 yılları arasında Manisa merkez vaizliği yapan Gülen, 12 Eylül 1980 ihtilaline kadar da Bornova merkez vaizliği görevini sürdürdü. 1977 yılında görevli olarak gittiği Almanya’nın çeşitli yerlerinde konuşmalar yaptı ve konferanslar verdi; ilk sayısı Şubat 1979’da çıkan Sızıntı Dergisi’nde yazdı.

Fethullah Gülen, ihtilalin ardından Çanakkale merkez vaizliğine tayin edilse de rahatsızlığı yüzünden göreve başlayamadı ardından da ağırlaşan şartlar nedeniyle vaizlikten istifa etti. 1985 yılında Anadolu’yu dolaşan Gülen, altı yıl aradan sonra ilk vaazını 1986 yılında Burdur Büyük Çamlıca Camii’nde verdi ve 1991 yılı Haziran ayına kadar da haftalık ve aylık vaazlarını sürdürdü. 1988 yılında da Yeni Ümit Dergisi’nde yazıları yayınlanmaya başladı. 1993 yılında annesi Refia Gülen’i kaybetti.

Fethullah Gülen’in, aralarında Bulgar Trud Gazetesi ve Varna Televizyonu, Hollanda Televizyonu, Time Dergisi, Rus ORT Televizyonu’nun olduğu yabancı; Aksiyon ve Aktüel Dergileri, ATV, NTV, Show Tv, TRT, Kanal D, STV Televizyonları, Zaman, Cumhuriyet, Milliyet, Radikal Gazeteleri’nin olduğu Türk basın-yayın kuruluşlarında röportajları yayınlanmıştır.

ALDIĞI ÖDÜLLER

1995 – Türk Ocakları Vakfı "Nihal Atsız Türk Dünyası Hizmet Ödülü"

1995 – Mehmetçik Vakfı “Teşekkür Beratı”

1996 – Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) “Hoşgörü Ödülü”

1997 - Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) “Türk Dünyasına Hizmet Ödülü”

1997 – Türk Eğitim-Sen “24 Kasım Eğitim Özel Ödülü”

1998 – “Türk 2000'ler Vakfı Ödülü”

1998 – “Hamdullah Suphi Tanrıöver Türk Ocakları Kültür Armağanı”

1998 – “İpekyolu Vakfı Ödülü”

2001 – Türkiye Yazarlar Birliği “Üstün Hizmet Ödülü”




FETHULLAH GÜLEN'DEN BEDDUA

Gülen Cemaati'nin lideri Fethullah Gülen'in çok konuşulan son açıklaması bir hayli büyük dikkat çekti. Sosyal medyada çok tepki çeken beddua üstüne beddua ettiği video ise merakla izleniyor. Fethullah Gülen'in son konuşmasına pek çok yerden değişik tepkiler geldi. Diyanet bedduaya cevaz vermezken, Ahmet Hakan bunun bir beddua olmadığını iddia etti. Her kafadan bir ses çıkarken, Fethullah Gülen'in beddua videosunu vermek de bizlere düştü.

Son günlerin en popüler konularından biri de, Fethullah Gülen'in son konuşmasında beddua üstüne beddua etmiş olması. Gülen Cemaati lideri Fethullah Gülen'in önceki güne damgasını vuran beddua dolu son konuşmasının ardında, yeni bir konuşma daha geldi. Fethullah Gülen son konuşmasında neden beddua ettiğini açıklarken, Başbakan Erdoğan'ı ima eden çok çarpıcı eleştirilere de imza attı.

Son dönemde Gülen Cemaati ile AK Parti Hükümeti arasında soğuk rüzgarlar eserken, Cemaat'in lideri Fethullah Gülen'den açıklama üstüne açıklama geliyor. Son konuşmasında beddualar eden ve kendisini de işin içine katarak kötü kötü dualar eden Gülen, yeni bir konuşma daha yaptı. Fethullah Gülen, yeni konuşmasında neden beddua ettiğini açıklarken, 'in' deyince neyin anlaşılması gerektiğine de açıklık getirdi.

''Müslümana “çete” diyen, “şebeke” diyen, “eşkıya” diyen ve onları inlere sığınmış goriller gibi, maymunlar gibi gören..'' diyen Gülen, ''Bunlarla hiçbir eğri düzeltilemez. iki metre genişliğindeki tahta kulübeleri “in” şeklinde görme, esasen “in”in neden ibaret olduğunu bilmemenin ifadesidir. Kimin “in”de olduğunu Allah görüyor.“İnlerdeki maymunlar, goriller, ayılar, sırtlanlar, yılanlar, çıyanlar gibi…” “İn” deyince onlar anlaşılır'' ifadelerini kullandı.

BİRBİRİNİN AYAĞINI KAYDIRANLAR MÜSLÜMANLIKTAN FERSAH FERSAH UZAKTIR

* Arkadan yeni bir nesil, topraktan başını dışarıya çıkaran rüşeymler gibi başını dışarıya çıkarır, başağa yürür. Bir müddet de o ceditlerle cedit bir dünya oluşur. İman, yeni gökten inmiş gibi duyulur. Herkes meseleyi Hazreti Ebu Bekir gibi, Hazreti Ömer gibi, Hazreti Osman gibi, Hazreti Ali gibi duyar. Aşere-i mübeşşere gibi duyar. Hak dostları gibi duyar. Sanki böyle gökten yeni inmiş şebnemler gibi ruh yapraklarına dökülmüş de tazeliğiyle onu duyuyor ve heyecana geliyor gibi hissederler ve din gerçek manada, İslamî ruh ve mana gerçek manada, mefkuremiz gerçek manada, ruh abidemizin ikamesi de gerçek manada ancak o cedid nesille gerçekleşir. Yoksa birbirinin ayağını kaydıran, istemediği insanlara çelme takan, nâsezâ nâbecâ sözlerle insanları karalayan insanlar, Müslümanlık deseler de ondan fersah fersah uzaktırlar. Din deseler de ondan fersah fersah uzaktırlar.

MÜSLÜMANA ÇETE DİYEN, ŞEBEKE DİYEN...

* Müslümana “çete” diyen, “şebeke” diyen, “eşkıya” diyen ve onları inlere sığınmış goriller gibi, maymunlar gibi gören.. bunlar partallaşmış düşüncelerin sözlere, düşüncelere, ifadelere aksedişinden başka bir şey değildir ve bunlarla hiçbir eğri düzeltilemez. İnsanlığın beklediği o hakikatler hiçbir zaman bunlar sayesinde kazanılamaz. Emekler durur insanlık ve sürekli beklediği ümitlerinin inkisarıyla bir kere daha asâ gibi bükülür iki büklüm olur. Bir kere daha inler, bir kere daha inkisar yaşar. Bir kere daha ateş böceklerini Sirüs yıldızı gibi alkışlamış olmanın aldanmışlığı içinde hicap duyar, başını önüne eğer, “Affet beni Allahım!” der.

İKİ METRE GENİŞLİĞİNDEKİ TAHTA KULÜBELERİNİ 'İN' ŞEKLİNDE GÖRMEK ESASEN 'İN'İN NEDEN OLDUĞUNU BİLMEMENİN İFADESİDİR

* Hakka-hakikate hizmet edenler, adanmışlar.. Ömürlerini bazıları itibarıyla cami pencerelerinde -iffetlerine toz kondurmamak için- geçiren insanlar.. O cami pencerelerini “in” şeklinde görme; iki metre genişliğindeki tahta kulübeleri “in” şeklinde görme, sırf halka el açmamak, dilenmemek, hak yememek için hayatlarını belli bir darlık içinde o darlığa mahkum ederek geçirmek isteyen insanların o darlıklarını “in” gibi görme, esasen “in”in neden ibaret olduğunu bilmemenin ifadesidir. Evet, böyle diyecekler ve sizi bu tür düşüncelerle mâşerî vicdanda belli şeylere mahkum etmek isteyecekler ama bunların hepsi seviyesizliğin ifadesidir.

'DENSİZ' TABİRİNİ KULLANMADIM

Betahsis “densiz” tabirini kullanmadım. Hakka gönül vermiş insanlar, Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın yolunda olanlar, bence aynı şeylerle de mukabele etmemeli. Hatta gözleriyle görseler bile.. Nitekim benim, velayetinden, hakka karşı gözünün açık olduğundan şüphem olmayan birisi, birisinin genel mefkuremize ve düşüncelerimize, gaye-yi hayalimize ve ideallerimize ters insanların arkasına takılıp -onlara takılmak suretiyle bir yere varacağını zanneden bir insan- onlar girdikleri yerde gorillere dönüşmüşlerdi, o da arkalarından girince, o da gorile dönüşmüş. Ama ben bunu kimseye söylemedim. Bunu kimseye söylemek bir insanı içine düştüğü o çamur içinde “Oh müstehak!..” demek gibi bir densizliktir. Mü’mine öyle bir densizlik yakışmaz.

KİMİN 'İN'DE OLDUĞUNU ALLAH GÖRÜYOR

* Kimin “in”de olduğunu Allah görüyor. Hazreti Ruh-u Seyyidu’l-Enâm da onu görüyor. Mele-i A’lânın sakinleri de şahittir. Fakat siz bu türlü şeyler karşısında, Kur’an’a gönül vermiş insanlar.. her kategoride.. bir mefkurede, bir gaye-i hayalde, bir Kur’anî mantıkîlikte, bir Din-i Mübîn-i İslama ait mâkûliyette bir araya gelmiş insanlar.. (Bunları kategorilere ayırdığınız zaman şöyle olabilir: Kardeş seviyesinde olabilir; çok rahatlıkla, Sahabenin birbirini kucakladığı gibi kucaklayabileceğiniz insanlar. “Canım, ırzım, her şeyim sana feda olsun!” diyecek kadar yakındır. Dost olur, meselenin makuliyetinde sizin yanınızda olur. Taraftar olur, “Yapılan bu şeyler milletimizin geleceği adına çok faydalı şeylerdir!” der. Muhib olur, “Bu insanları sevgi alanının dışında tutmamak lazım”. Beyne beyne olur, ârafta olur; sağa bakar, sola bakar, bir yönüyle mâkulü orada görür ve mâkule göre karar verir, “Bu isabetli bir iş!..” der; “Mabede gitmek gibi isabetli bir iş!” der, “Dünyanın yeniden bir hakikat üzerinde bir ba’s u ba’de’l-mevt yaşaması ancak bu sayede olacaktır!” der o âraftakiler. İşte böylesine gayr-i mütecânis fertlerden müteşekkil bir heyet…) Bunlar bir şey yapıyorlardır ve bunlar bu yaptıkları şeylerden dolayı ta’n u teşnîye maruz kalabilirler. “İnlerdeki maymunlar, goriller, ayılar, sırtlanlar, yılanlar, çıyanlar gibi…” “İn” deyince onlar anlaşılır. Bu türlü töhmetler, ittihamlar karşısında kalabilirler. Fakat böylesine seviyesizliğe böyle seviyesizce mukabelede bulunmamak lazım. “Allah bizi de sizi de affetsin!”, “Allah kalblerimizi ıslah eylesin!” demekle mukabelede bulunmak lazım.

BİR ŞEYE GÜVENEREK 'ALLAH EVLERİMİZE ATEŞ SALSIN' DEDİM

* Bir tavzihte daha bulunmak istiyorum. Siz şahitsiniz ben burada dedim ki: “Eğer birileri.. biz de dâhiliz buna ve bize nisbet edilen insanlar da.. -nisbetleri ne kadar doğru.. şu arz ettiğim kategori içinde olabilir- ve bunların binde birini ben tanımıyorum. Eğer onlar ve biz, bir yanlışlık yapıyorsak, Allah’ın ahkâmına göre, Cenâb-ı Hakk’ın murâd-ı Subhânîsine göre, adalet-i Kur’aniye’ye göre, modern hukukun adalet sistemine göre, bir yanlışlık yapıyorsak şayet, topluma hıyanet sayılacak bir yanlışlık yapıyorsak şayet, geleceğimizi karartma adına bir yanlışlık yapıyorsak şayet, Allah evlerimize ateş salsın, bizi yerin dibine batırsın!..” Bir şeye güvenerek böyle dedim. İnanıyorum ki, sizin içinizde, şu farklı kategorilere rağmen, şu gayr-i mütecânis toplumun değişik kategorilerdeki farklı renk, desen, şekil ve şivelerine rağmen, böyle bir şeye sukût etmiş insan yoktur inşaallah ve dolayısıyla da inşaallah Allah onların evlerine ateş salmaz. Sonra da dedim: “Hakka ve hakikate karşı saygısızlığı kim yapıyorsa, harâmîliği kim yapıyorsa, hırsızlığı kim yapıyorsa, milletimizin halâsı adına, arınması adına, aklanması adına, aklık peşinde koşanların aklanması adına, Allah onların evlerine ateş salsın.” Ama görüyorum ki sadece bu son kısmı bir yönüyle İnternette, “tweet”lerde, gazetelerde neşretmek suretiyle meseleyi çarpıtma hıyanetini irtikâb eden, kara ruhlu, kara düşünceli, kara vicdanlı, kara kalemli bir sürü kara-kapkara insan var. Meseleler böyle çarpıtılınca, bir kesime de meseleler öyle gidiyor; dolayısıyla toplumun değişik kesimleri birbirinden kopuyor ve uzaklaşıyor. Tavzihte bulunma lüzumunu hissettim; çünkü çirkin, densiz, seviyesiz bir iftira ve çarpıtmaydı.

HAZİRAN FIRTINASINDA KESME, BİÇME, MONTAJLAMA İLE BANTLARI PİYASAYA SÜRDÜLER

* Haziran fırtınasında dine-diyanete karşı gelenler, kesme, biçme, yapıştırma, montajlama şeklinde o türlü bantları öyle yaptı, piyasaya sürdü ve bir şeyi karartmaya çalıştılar. Fakat oyunları tutmadı. O adliye içinde hakkaniyete bağlı, adalete bağlı, kalbiyle, ruhuyla, latîfe-i rabbânisiyle dipdiri hâkimler de vardı. İnşaallah hepsi öyle olsun, inşaallah hepsi öyledir. Ve Cenâb-ı Hak onlara o mevzuda doğruyu, isabeti gösterdi ve doğru ve isabetli bir karar verdiler, sıyrılma imkânı oldu.

BURAYA 300 SAYFALIK İDDİANAME GELDİ

Buraya da geldi 300 sayfalık iddianame. “Bakarken, sağa bakman gerekirken sen sola bakmışsın, niye sola baktın?!. Efendim öne bakman lazım gelirken bazen dönüp arkaya da bakmışsın?!.” falan. Buradaki savcı, New Jersey’in başsavcısı, hezeyan sayılabilecek bu iddianamenin değişik paragrafları, maddeleri hakkında, meseleyi o kadar çok komik bulmuştu ki, hakkâniyetli davranmıştı. Falanın filanın bu mevzuda yardımı ile değil, hiç tanımadığımız, etmediğimiz bir insan, vicdanın sesini ve soluğunu dinleyerek burada, meseleleri yerinde değerlendirmiş ve ona göre bir rapor göndermiş, oradaki insaflı hâkimler de ona göre karar vermişti.

ALLAH'A HESAP VERİRİZ

* Hiç kimseye karşı medyûniyetimiz yok, hiç kimseden hakkımızın dışında da bir talepte bulunmadık. Ancak din-iman hizmeti adına, mefkûre donanımı adına, gâye-i hayâli ikâme etme adına, insanlığın kalbde, gönülde, ruhta, sırda, histe, hafîde, ahfâda bir ba’s u ba’de’l-mevt yaşaması adına verilen hizmeti dinamitlemeye karşı da, karşı çıkmak, bunu tasvip etmemek, ama centilmence, ama efendice, kimseyi kırmadan incitmeden.. bu da Hakkın hatırına bir vazifedir. Bunu yapmamak, Hakk’a karşı saygısızlık olur. Allah’a hesap veririz. Burada da dimdik durma bizim vazifemizdir. Misyonumuzun gereğidir.

* O misyonu temsil eden insanlar, -yine siz o kategoride mütalaa edilen insanlara havale edin- demek ki mesele çok sâlim; akl-ı selîm, kalb-i selîm, ruh-u selîm, vicdan-ı selîm olan insanlar bu meseleye “evet” diyorlar. Problemi olan insanlar “hayır bu olmasın” diyorlar. Akılda, kalbde, ruhta, histe, vicdanda problemi olanlar; yani selîm akla, selîm kalbe, selîm hisse, selîm vicdana sahip olmayanlar, bu mevzuda meseleye problem nazarıyla bakıyorlar. Bütün o çirkin planların, projelerin, komploların arkasında olan şey odur.

* Müstakîm harekete komplo deniyor, hıyanetin denâetin deşifre edilmesine komplo deniyor; hıyanet ve denâet müdafaa edilmeye çalışılıyor.

KİMSENİN HIYANETİNİ DEŞİFRE ETME NİYETİMİZ YOK

* Kimsenin hıyanet ve denâetini deşifre etme gibi bir vazifemiz yok. Fakat birileri onu yapmışsa, yapıyorsa şayet, ele almışsa, üzerine yürümüşse, o da bizi aşan bir mevzu. O mevzuda müdahale etme durumunda değiliz. Elli defa değiştirmeden sonra, operasyondan sonra, hâlâ birileri çıkıp böyle yapıyorsa, deriz ki: “Ne yapalım değiştirdiniz, aynı adamlar aynı şeyleri yapıyorlar. Değiştiriyorsunuz yine aynı şeyleri yapıyorlar. Ne yapalım!..”

İNSAFI OLMAYAN DİNİN YARISINI KAYBETMİŞTİR

* El-İnsaf. İnsaf dinin yarısıdır. İnsafı olmayan dinin yarısını kaybetmiştir. Burada er-geç hüsran yaşar, orada da ilahî hizlâna maruz kalır. Allah sizi bizi ve bütün mü’min kardeşlerimizi öyle bir hüsran, öyle bir hizlândan muhafaza buyursun.

DEŞİFRE EDİLMİŞSE VE ÖNLEMEK ELİMİZDEN GELMİYORSA...

* Başka türlü konuşamayız zaten. Şahısları söz konusu edemeyiz. Şahsî ayıpları setretmeyi vazife biliriz. Ve onunla Cenâb-ı Hakk’ın bize lütufta bulunacağına inanırız. Onu dinimiz adına bir sorumluluk biliyoruz, dinimiz adına önemli bir vazife biliyoruz. Ama birileri tarafından bazı şeyler deşifre edilmişse ve onu önleme bizim elimizden gelmiyorsa şayet, o mevzuda isnâdât karşısında herhalde tavzih adına, tashih adına bir şey söylemek.. kendini dine, imana, hizmete vakfetmiş bu insanların itibarı adına, onların karalanmaması adına onu da bir vecibe biliyoruz.

* Bunca insan senelerden beri -altmış seneden beri neredeyse Hazreti Pir’in ve onun talebelerinin hayatıyla irtibatlandırılacak olursa şayet- kulübe gibi, “in” gibi yerlerde yaşıyor, hakkı, hakikatı neşrediyorlardı ve dünyevî bir beklentileri de yoktu. İsteselerdi onlar da bir şey olurlardı. İçlerinde olacak insanlar da vardı, belki isteselerdi olurlardı. Fakat öyle değil. Esasen gaye-i hayalimize, o yüksek mefkuremize, millet ruhunun yeniden canlandırılmasına, tarihî misyonunu milletimizin ifade etmesi adına, devletler muvazenesinde belli bir dönemde muvazene unsuru olmasını yeniden elde etmesine matuf gayretler adına akla hayale gelmedik çileler çekilmiş, ızdırablara maruz kalınmış. Bizim çektiğimiz onların çektiğinin yanında onda bir kalır, onda bir bile olmaz.

ASKERDE DE ALLAH DEDİĞİNİZ İÇİN İÇERİ ATILIYORSUNUZ

* Altmış senesinden bu yana, bugün şunu bunu tenkit eden insanlar, ekmeğe “pepe” dedikleri dönemde polisler tarafından tazyik ediliyor, ölümle tehdit ediliyor, bazen birisi imdata yetişmezse şayet bir suikaste maruz bırakılıyorduk…. Askerlik öncesi… Askerde de içeri atılıyorsunuz, sadece Allah, Peygamber dediğinizden dolayı. Ondan sonraki hizmet hayatında, vazife hayatında başımıza gelen şeyleri sizler biliyorsunuz. Onda birine maruz kalan insanlar, onu destanlaştırdılar, onu bir kahramanlık saydılar. Biz bütün hayatımız boyunca hep aynı şeyleri yaşadık.

KİMSENİN ONU KÜNDEYE GETİRME GİBİ BİR DÜŞÜNCESİ YOK

* Kimsenin bir müslümana karşı -hafizanallah- çelmeye getirme, onu elenseye alma, onu kündeye getirme gibi bir düşüncesi yok. Allah herkesi istediği şeyde payidar eylesin. Daha ilerisine, daha ilerisine, daha ilerisine… Türkiye ’de zirveyi tutmanın dışında, isterse Avrupa’da da zirveyi tutsunlar, Asya’da da zirveyi tutsunlar, Afrika’da da zirveyi tutsunlar; liyakatleri varsa ve mâşerî vicdanın kabulüne mazhar iseler olsunlar, öyle dua edelim. Allah payelerini artırsın, arş-ı kemalata yükseltsin onları.

ÖMRÜM SÜRGÜNDE GEÇİYOR

* Fakat bizim öyle bir derdimiz hiç olmadı, hiç olmaz. O türlü şeyleri söylemeden hicap duyuyorum. Bir insanın dünyaya en çok meyledeceği zaman, gençlik zamanıdır. Yirmi yirmibeş yaşındayken o türlü şeyler ayağımın ucuna kadar geldiği halde ittim, bugünleri de görmeden ittim. Allah’a hamd ederim dünyaya karşı hiçbir talebim olmadı. Bir tane dikili taşım olsun, onu bile taleb etmedim. Onun için ömrüm cami penceresinde, tahta kulübede, şimdi de sürgünde geçiyor. Kirasını vererek bir vakfın mekanının bir odasını kullanıyorum burada. Mâşerî vicdan da bunu böyle bilsin. Su-i zan edenler su-i zanlarından vazgeçsinler. Ben hakkımı helal ederim yerden göğe kadar. Fakat Allah hukukuna taalluk eden meselelerde ahirette paçalarını kurtaramazlar, yakalarını kurtaramazlar.

ARINMANIN YOLU KURSAKLARDAKİ O ŞEYLERİ ATMAK YOLUYLA OLUR

* Ben kirli demiyorum, mâşerî vicdanın kirli diye kabul ettiği bazı durumlar olmuşsa, onlardan arınmanın yolu, kursaklardaki, kolonlardaki o şeyleri atmak suretiyle aklanmaktır. Aklanmak suretiyle itibarımızı bir kere daha yenilemektir. Millet ruhunda vahdeti temin etmek, vifak ve ittifak yollarını araştırmaktır. Vifak ve ittifak yollarına müteveccih her hamle, Allah’ın izni ve inayetiyle tevfik-i ilâhinin en önemli vesilesidir.

'İN'DEKİ GORİL, MAYMUN GİBİ BAKARSANIZ...

* “Girmeden tefrika bir millete düşman giremez / Toplu çarptıkça yürekler, onu top sindiremez.” Yüreklerin toplu çarpmasını sağlamak lazım. Birine çete, birine eşkıya, birine “in”deki goril, maymun gibi bakarsanız, gönüller bu ölçüde yıkılırsa, bunlar bir yönüyle mantık ve maslahatın gereği iltizamlarını devam ettirseler bile kalben sizi duadan dûr ederler. Ama biz etmeyeceğiz, duadan dûr etmeyeceğiz. Allah topyekun milletimizi payidar eylesin. Payesini ta arşa çıkarsın. Efradı beyninde adaletin teessüsüne onları muvaffak kılsın. “Milletin efradı beyninde olmazsa adalet / Çakılır zemine arşa çıkan paye-i devlet.” Ona meydan vermemek için milletin efrâdı beyninde adaletin tesisine bakmak lazım.


Hocaefendi olarak nitelendirilen Fethullah Gülen, son konuşmasında şok sözler söyledi. Beddua üstüne beddua eden kanaat önderi Fethullah Gülen'in bu şok sözleri büyük bir şaşkınlık yarattı. Dinen pek caiz olmayan beddua etmek, Gülen'in açıklamasına göre onun da ilk kez yaptığı bir şeydi. İşte Fethullah Gülen'in son beddualı konuşmasının videosu haberimizde.

Son gerçekleştirilen 17 Aralık operayonu hakkında şahsına gelen eleştirilere yanıt veren Gülen Cemaati önderi Fethullah Gülen, son konuşmasında büyük beddualar etti. Kendilerini de bedduanın içine katarak konuşan Gülen, eğer iddialar doğruysa evimiz başımıza yıkılsın dedi. Bu tür bedduaları ilk kez yaptığını da dile getiren Gülen, elini havaya kaldıra kaldıra büyük laflar etti, görenleri şaşkına çevirdi. İşte Fethullah Gülen'in o son konuşmasının beddualı videosu haberimizde.

Yürütülen operasyonla ilgili kendilerine yöneltilen eleştirilere cevap veren Fethullah Gülen, 'İlk kez bunları söylüyorum' diyerek başladığı konuşmasında öyle bir beddua etti ki...

Yapılan son operasyonlarla ilgili açıklamada bulunan Fethullah Gülen, cemaate yöneltilen idialara çok sert cevap verdi.

Yürütülen soruşturma ve operasyon sırasında bazı savcı ve polislerin yetkilerini suistimal ettiğine dair iddialar medyada yer almış ve bu operasyonun arkasında cemaatin olduğu ileri sürülmüştü.


Fethullah Gülen dün akşam yaptığı açıklamada cemaate yönelik bu iddialara cevap verdi.

İLK KEZ BUNLARI SÖYLEDİ

"Burada bir şey demek aklıma geliyor. Şimdiye kadar hiç dememiştim" diyerek konuşmasını sürdüren Gülen, kendilerini de işin içine katarak beddua etti.


Gülen, Herkul.org sitesinde yayınlanan sohbetinde şunları söyledi:

"Eğer bu mevzuda bir kısım arkadaşlar kendilerine verilen imkanlarla.. onlar nisbet yapıyorlar, falan filan diyorlar, f diyebilirler, g diyebilirler, ç diyebilirler, d diyebilirler, diyorlar. Bulaştı bulaşmadı mülahazasıyla, belki cinayet sayılabilecek bir kısım icraatta bulunuyorlar. Şöyle demek geliyor yani içimden.. Demeden kendimi alamayacağım. Hiçbir zaman da demek istemediğim bir şeyi demek geliyor içimden.

Yoksa Doktor İkbal gibi, Hazreti Pir-i Muğan gibi, tel’ine, bedduaya “amin” dememek, onları etmemek genel şiarımızdır. Fakat eğer hakikaten bu olumsuz şeylerin üzerine giden arkadaşlar.. Kimse onlar tanımıyorum, binde birini bile tanımıyorum.. Bu işin üzerine 'Hukukun ve aynı zamanda sistemin, dinin ve aynı zamanda demokrasinin gerektirdiği şeyler bunlardır.' deyip arınma adına, yıkanma adına, temizlenme adına, kirlerin öbür tarafa kalmasına meydan vermemek adına bir şey yaparken dinin ruhuna aykırı bir şey yapmışlara, bize de nisbet ediyorlar, dolayısıyla ben bizi de onların içinde görerek diyorum, dinin ruhuna aykırı bir şey yapmışlarsa, yaptıkları şey Kur’an’ın temel disiplinlerine aykırıysa, Sünnet-i Sahiha’ya aykırıysa, İslam’ın hukukuna aykırıysa, modern hukuka aykırıysa, günümüz demokratik telakkilere aykırıysa, Allah bizi de onları da yerlerin dibine batırsın, evlerine ateş salsın, yuvalarını başlarına yıksın.

Ama öyle değilse, hırsızı görmeden hırsızı yakalayanın üzerine gidenler, cinayeti görmeyip de masum insanlara cürüm atmak suretiyle onları karalamaya çalışanlar, Allah onların evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın, birliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın, önlerini kessin, bir şey olmaya imkan vermesin."

Gülen'in, soruşturma ve operasyon sırasında din, sünnet, Kur'an ve hukuka aykırı davrananlar varsa, bunlara çok ağır sözlerle beddua etmesi dikkat çekti. Gülen'in cemaatin ismini de olaya karıştırılmasından yola çıkarak, aynı bedduaya kendini ve cemaati de dahil etmesi 'Fethullah Gülen gemileri yaktı' şeklinde yorumlandı..

PAYLAŞ:
Tarih 14 Ocak 2014 / 23:52
Yorumlar 0 Yorum Yapıldı
Paylaş
1 Önceki Haber Polis Karakolu Yanındaki Bdp Binasına İki Kez Saldırı! 1 Sonraki Haber Bekir Bozdağ Chp'ye Sürpriz Ziyaret'te Bulundu
Hata Bildirim
Kapat
Aşağıdaki formu kullanarak bize Haberfx hakkındaki görüş ve önerilerinizi iletebilirsiniz.
Yandex.Metrica
Hata Bildirim
Kapat
Aşağıdaki formu kullanarak bize Haberfx hakkındaki görüş ve önerilerinizi iletebilirsiniz.